Yabancı Varlıklarla Neden Karşılaşmadığımızın Cevabı Bulunmuş Olabilir!

Yabancı Varlıklarla Neden Karşılaşmadığımızın Cevabı Bulunmuş Olabilir!

Uzay araştırmaları sonucunda Dünya’ya benzer özellikler taşıyan ve çok daha büyük olan gezegenler keşfediliyor.

Bu gezegenler üzerinde yaşaması muhtemel olan yabancı varlıklar, yer çekimine karşı koyamadıkları için uzaya çıkamıyor olabilirler. Yeni bir araştırma, yabancı yaşam arayışımıza yön verebilir.

Apollo görevleriyle Ay’a çıkmamızın üzerinden yarım yüzyıl geçti. Bu görevler sırasında uzaya gidecek ekibi ve araçları taşıyan roketlerin ilk görevi, yüklerini Dünya’nın yer çekiminden kurtarmaktı.

Bu nedenle Mısır’daki Giza Piramiti’ni uzaya fırlatacak kadar güçlü fırlatma sistemleri inşa etmek gerekti.

İnsanoğlunun teknolojisi o dönem Dünya’nın ye çekiminden kurtulmaya yetmişti. Yetebildiği için bugün konuşulan en önemli konu Mars’a gidebilmek ve orada yeni bir medeniyet kurmak.

Peki daha büyük bir gezegen üzerinde yaşıyor olsaydık? Yer çekiminin uyguladığı kuvvet artacak, daha ağır hissedecek, uzaya gitmek için çok daha fazla güce ihtiyaca duyacaktık. Belki de bu gezegen üzerinden hiç ayrılamayacak ve uzaya gidemeyecektik.

Örneğin 6 Şubat 2018’de fırlatılan Falcon Heavy roketinin ardında 27 motorlu dev bir sistem vardı. Amacı sadece bir otomobiili uzaya göndermekti:

Dünya’daki atmosfere, su döngüsüne, denizlere ve kara yapısına benzer özellikler taşıyan pek çok gezegen keşfediliyor.

Bizi Ay’a gönderen teknolojinin geldiği noktada bu gezegenleri yakından gözlemleyemiyoruz, ancak yakında bu da mümkün olacak.

Söz konusu yaşam potansiyeline sahip olan gezegenlerin önemli bir kısmı, Dünya’dan oldukça büyük. Yeni yapılan bir araştırma ise az önce yaptığımız varsayımı, muhtemel yabancı yaşamlara uyarlıyor.

Almanya’daki Sonneberg Gözlemevi’ne bağlı olarak çalışan araştırmacı yazar Michael Hippke, “Daha büyük kütleli gezegenlerde, uzay gemisi inşa etmek daha pahalıya mal olabilir.

Bu nedenle muhtemel uygarlıklar, uzaya iletişim uydularını fırlatamazlar, bir uyduları varsa ziyaret edemezler, Hubble Uzay Teleskobu’na benzer gözlem yapıları inşa edemezler.” diyor.

Söz konusu gezegenlerin bazıları Dünya’nın 10 katı kadar büyükler. Bazı süper-Dünyalar, yörüngesinde oldukları yıldıza yakınlıkları dolayısıyla sıcaklık açısından yaşamaya çok uygun durumdalar.

Bu nedenle su ve çeşitli madde döngüleri oluşmuş olabilir. Hatta bazı araştırmalar, söz konusu gezegenlerden birkaçının Dünya’dan daha yaşanılabilir olduğunu öne sürüyorlar.

Eğer yabancı bir yaşam formu uzak bir Dünya üzerinde geliştiyse, üzerinde uzaya çıkmak için uygun teknolojik düzeye gelmiş olabilirler.

Fakat Hippke’nin araştırması, yer çekiminin onları gezegene hapsedecekleri yönünde mantıklı bir öngörüye sahip.

Hatta kendisi söz konusu gezegenler üzerinden uzaya gitmek için gerekecek roket gücünü de hesapladı.

Dünya’ya benzerliği ile dikkat çeken dev gezegen Kepler-20b, Dünya’dan %70 daha geniş ve 10 kat daha büyük.

Ayrıca bizden tam 950 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Hippke’ye göre bu gezegenden uzaya fırlatılacak bir yük, Dünya’daki eşdeğerinden 2.4 kat daha fazla güç gerektiriyor.

Diğer taraftan söz konusu 2.4 katlık fark sadece gereken güç açısından ortaya çıkıyor. Bu farkı sağlayacak bir roket inşa edilse bile çok daha fazla yakıt gerekeceği için fırlatma sisteminin ağırlığı artıyor. Ağırlık arttıkça yer çekimi daha da etkili olmaya başlıyor.

Araştırmacıya göre yabancı yaşamların uzay gemilerini yer çekimi mahkkumiyetinden kurtarmasının bazı yolları da var. Seri şekilde gerçekleştirilecek nükleer patlamalar, yeni bir yakıt teknolojisi gibi.

kaynak: https://www.space.com/40375-super-earth-exoplanets-hard-aliens-launch.html